İçeriğe geç
Isparta İz

Gündelik hayatı çöz, kendine ve yıldızlara bak

Psikoloji 3 dk okuma Mert Aydınel

Sıkılmak Neden Yaratıcılığın Gizli Yakıtıdır

Sıkılma boşluk değil, zihnin ayrı bir çalışma modudur. Doldurulmayan dakikalar çoğu zaman en verimli fikirlerin doğduğu yerdir.

Sıkılmak, modern hayatın neredeyse tamamen ortadan kaldırmayı başardığı ender duygulardan biridir. Otobüs beklerken, sırada dururken, uykuya dalmadan önceki o boş dakikalarda artık hiçbirimiz gerçekten boş kalmıyoruz. Cebimizdeki ekran, sıkılmanın belirdiği ilk saniyede devreye giriyor ve duyguyu daha adı konmadan dağıtıyor. İlk bakışta bu bir kazanç gibi görünür; hoş olmayan bir hisle daha az karşılaşıyoruz. Ama bu kazancın bedeli, sanılandan büyük olabilir.

Çünkü sıkılma, boşluk değildir. Zihnin belirli bir çalışma modudur ve bu modda, dikkat dışarıdan gelen uyaranlara bağlı olmaktan çıkıp içeriye döner. Odaklanmış dikkat bir el fenerine benzerse, sıkılma anındaki dikkat odanın genel aydınlatmasına benzer. Fener neyi aydınlattığını gösterir; genel aydınlatma ise nesnelerin birbirleriyle ilişkisini görünür kılar. Yaratıcı bağlantıların çoğu bu ikinci durumda kurulur.

Fikirler neden duşta gelir

Çoğu insan en iyi fikrinin masa başında değil, duşta, yürüyüşte ya da bulaşık yıkarken geldiğini söyler. Bu klişenin arkasında tutarlı bir mantık vardır. Bu işlerin ortak özelliği, bedeni meşgul edip zihni serbest bırakmalarıdır. Yeterince otomatik oldukları için dikkat gerektirmezler, ama tamamen hareketsiz de bırakmazlar. Zihin bu aralıkta, bilinçli olarak izlemediğimiz bir arka plan işlemi yürütür: gün içinde topladığı parçaları birbirine denemeye başlar.

Bu deneme sürecinin en önemli koşulu kesintisizliktir. Arka plan işlemi kırılgandır; her yeni uyaran onu sıfırlar. Duşta telefon olmadığı için o beş dakika bütün halinde kalır. Aynı kişi otobüs durağında beş dakika beklerken telefonuna baktığında ise, aynı süre onlarca küçük parçaya bölünür ve hiçbiri bağlantı kurmaya yetecek uzunlukta olmaz.

Sıkılmayı geri çağırmak

Sıkılmayı hayata geri davet etmek, büyük fedakarlıklar gerektirmez. Gün içinde zaten var olan boşlukları doldurmamayı seçmek yeterlidir. Yemek pişirirken hiçbir şey dinlememek, kısa mesafeleri kulaklıksız yürümek, ya da akşam yatmadan önceki on beş dakikayı ekransız geçirmek bu boşlukları geri kazandırır.

İlk günlerde bu deneyim rahatsız edicidir. Zihin alışkın olduğu uyaranı bulamayınca huzursuzlaşır ve kişi elinin sürekli cebine gittiğini fark eder. Bu huzursuzluk, sürecin başarısızlığı değil, tam olarak beklenen aşamasıdır. Birkaç gün sonra huzursuzluğun yerini başka bir şey alır: yapılacaklar listesine bir türlü giremeyen o konu aniden aklınıza gelir, ya da haftalardır çözemediğiniz bir mesele için beklenmedik bir yaklaşım belirir.

Sıkılmakla oyalanmak arasındaki fark

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Sosyal medyada gezinmek sıkılmak değildir; sıkılmanın yerine geçen bir oyalanmadır. Ve ikisinin zihinsel etkisi taban tabana zıttır. Oyalanma sırasında dikkat sürekli dışarıdadır, saniyeler içinde değişen içeriklere bağlanır ve hiçbir konuda derinleşmeye fırsat bulmaz. Kişi ekrandan kalktığında dinlenmiş değil, tuhaf biçimde daha yorgun hisseder.

Gerçek sıkılmada ise bir yönsüzlük vardır ama bu yönsüzlük özgürleştiricidir. Hiçbir şeyin peşinden gitmediğiniz için zihin kendi rotasını çizer. Bu rota genellikle çözülmemiş meselelere, ertelenmiş kararlara ve uzun süredir bakılmayan hatıralara uğrar. Rahatsızlık da buradan gelir zaten: sıkıldığımızda kendimizle baş başa kalırız ve bu her zaman konforlu değildir.

Çocuklarda sıkılmaya izin vermek

Aynı mekanizma çocuklar için daha da belirleyicidir. Sıkıldım cümlesini duyan pek çok yetişkinin ilk refleksi, hemen bir etkinlik önermek ya da bir ekran uzatmaktır. Oysa bu cümle bir yardım çağrısı değil, bir eşik bildirimidir. Çocuk o eşikte birkaç dakika kalabilirse, kendi oyununu kurma becerisini kullanmak zorunda kalır.

Bu bekleme süresi genellikle kısadır. Çocuklar birkaç dakikalık bir huzursuzluğun ardından ya bir oyun icat eder ya da uzun süredir dokunmadıkları bir malzemeye yönelir. Yetişkinin görevi burada çözüm üretmek değil, o birkaç dakikayı taşıyabilmektir. Sıkıldım cümlesine hemen karşılık vermemek, ihmal gibi görünse de aslında çocuğa kendi kaynaklarını kullanma fırsatı verir.

Bu beceri kullanılmadıkça körelir. Sürekli hazır etkinlikle beslenen bir çocuk, zamanla kendi başına ne yapacağını bilemeyen bir yetişkine dönüşür ve boşluğu her zaman dışarıdan doldurmayı bekler. Sıkılmaya izin vermek bu yüzden bir ihmal değil, bilinçli bir alan açmaktır. Hem çocuk hem yetişkin için, doldurulmayan zaman en verimli zaman olabilir.