İçeriğe geç
Isparta İz

Gündelik hayatı çöz, kendine ve yıldızlara bak

Psikoloji 3 dk okuma Derya Koral

Matematik Korkusu Nereden Başlar, Nasıl Kırılır?

Matematik kaygısı çoğu zaman zorluktan değil, eksik kalmış bir basamaktan doğar. Döngüyü kırmanın somut adımları.

Matematik, çocukların en erken yaşta korkmayı öğrendiği derstir. İlginç olan, bu korkunun genellikle konunun zorluğundan değil, bir noktada geride kalmış olmanın fark edilmesinden doğmasıdır. Bir kez ben matematikten anlamıyorum cümlesi kurulduğunda, dersin geri kalanı bu cümleyi doğrulamak için çalışan bir mekanizmaya dönüşür.

Bu korkunun en belirgin özelliği kendini besleyen bir döngü olmasıdır. Çocuk zorlanır, soruya bakmaktan kaçınır, kaçındıkça pratiği azalır, azaldıkça daha çok zorlanır. Döngüyü kırmak için konunun kendisinden önce bu inancın ele alınması gerekir.

Boşluk nerede başladı

Matematik üst üste binen bir derstir. Kesirlerde zorlanan bir öğrencinin sorunu çoğu zaman kesirlerde değil, bölme işleminde ya da çarpım tablosundadır. Bu yüzden bulunduğu konuyu tekrar tekrar çalıştırmak yerine, geriye doğru gidip hangi basamağın eksik kaldığını bulmak gerekir.

Bu tespit basit bir yöntemle yapılabilir. Öğrenciye bir önceki sınıfın temel konularından birkaç soru verilir ve nerede takıldığı izlenir. Takıldığı yer bulunduğunda yapılacak iş bellidir: oradan başlamak. Geriye dönmek zaman kaybı gibi görünür, oysa asıl zaman kaybı temeli eksik bir konunun üstüne yeni konu yığmaktır.

Doğru cevap değil, izlenen yol konuşulmalı

Matematikte yalnızca sonuca bakmak, öğrenmenin en önemli kısmını görünmez kılar. Yanlış çıkan bir sonuç, bazen tamamen doğru bir akıl yürütmenin sonunda yapılmış küçük bir işlem hatasından ibarettir. Bunu ayırt etmeden verilen yanlış işareti, çocuğa hiçbir şey bilmediğini düşündürür.

Bu yüzden soru çözüldükten sonra nasıl düşündün sorusu sorulmalıdır. Çocuk yolunu anlatırken hem kendi hatasını çoğu zaman kendi bulur hem de düşünme sürecini dışa vurmayı öğrenir. Bu alışkanlık, ilerleyen yıllarda problem çözmenin temelini oluşturur.

Hız değil, anlama önceliklidir

Matematik kaygısını büyüten yaygın bir baskı da hızdır. Sınıfta ilk bitiren olmak, işlemi çabuk yapmak bir başarı ölçüsü gibi sunulduğunda, yavaş ama doğru düşünen çocuk kendini başarısız sayar. Oysa matematiksel düşünme çoğu zaman yavaş bir iştir.

Evde ve sınıfta bu vurgunun değiştirilmesi çocuğu belirgin biçimde rahatlatır. Bir soruyu iki dakikada çözmek üç dakikada çözmekten daha değerli değildir. Anlaşılmış bir soru, hızlı çözülmüş on soruya bedeldir.

Günlük hayatla bağ kurulmalı

Matematiği yalnızca kitap sayfasında yaşayan bir şey olmaktan çıkarmak, korkuyu doğrudan azaltır. Alışverişte para üstünü hesaplamak, tarifte ölçüleri ikiye katlamak, yolculuk süresini tahmin etmek, bir odanın alanını hesaplamak; bunların hepsi matematiktir ve hiçbirinde sınav gerginliği yoktur.

Bu tür anlar çocuğa iki şeyi aynı anda gösterir: matematik işe yarar ve o bunu zaten yapabiliyor. Yapabildiğini fark etmek, ben anlamıyorum cümlesini aşındıran en güçlü deneyimdir.

Yetişkinlerin kendi tutumu da bu tabloda küçümsenemeyecek bir yer tutar. Ben de matematikten hiç anlamazdım cümlesi, çocuğa iyi niyetle söylenmiş olsa bile bir kapı kapatır. Bunun yerine bir soruya birlikte bakmak, bilinmiyorsa birlikte düşünmek çok daha yararlıdır.

Sınav kaygısı ile ders kaygısı ayrılmalı

Bazı öğrenciler ödevlerinde ve derste gayet iyidir ama sınav kâğıdı önlerine geldiğinde bildiklerini de yapamaz. Bu durumda mesele matematik bilgisi değil, sınav anındaki gerginliktir. İkisini birbirinden ayırt etmek, uygulanacak desteği tamamen değiştirir.

Sınav gerginliği yaşayan öğrenciye daha çok konu anlatmak fayda etmez. Bunun yerine sınav koşullarını evde taklit etmek işe yarar. Süre tutularak çözülen kısa denemeler, kâğıdın başında yaşanan paniği zamanla sıradanlaştırır. Sorulara baştan değil, en kolay bulduğundan başlamayı öğretmek de ilk dakikalardaki donmayı önler.

Bir başka yararlı alışkanlık, sınavda takılınan soruyu bırakıp ilerlemektir. Tek bir soruda geçirilen on dakika, çözülebilecek üç soruyu birden kaybettirir. Bu basit stratejinin öğretilmesi, pek çok öğrencinin notunu bilgisi hiç değişmeden yükseltir.

Matematik korkusunun çözümü daha fazla soru çözmekten geçmez; doğru yerden, doğru hızda ve doğru dille çalışmaktan geçer. Eksik basamak bulunduğunda, hata suç sayılmadığında ve düşünme süreci konuşulduğunda pek çok öğrenci kendi tahmininden çok daha iyi olduğunu görür. Bu fark edildiği an, dersin geri kalanı bambaşka bir yerden başlar.