İçeriğe geç
Isparta İz

Gündelik hayatı çöz, kendine ve yıldızlara bak

Psikoloji 3 dk okuma Derya Koral

Sessiz Muamele Neden Bu Kadar Zarar Verir?

Hiçbir şey yapmadan uygulanan bir ceza olarak sessizlik, açık bir tartışmadan daha derin iz bırakabiliyor. Bu döngüden çıkmanın yolları neler?

İnsanlar arasındaki en sert cezalardan biri, aslında hiçbir şey yapmamaktır. Konuşmamak, bakmamak, sorulan soruya kısacık cevaplar vermek, aynı evde yaşayıp yokmuş gibi davranmak. Fiziksel hiçbir şiddet içermeyen bu tutum, karşısındaki kişide şaşırtıcı derecede derin bir etki bırakır. Buna genellikle sessiz muamele deniyor ve zannedildiğinden çok daha yaygın.

Bu tutumu susmakla karıştırmamak gerekir. Bir insanın öfkeliyken konuşmaya ara vermesi, düşüncelerini toplaması, hatta "şu an konuşamayacağım" demesi sağlıklı bir sınırdır. Sessiz muamele farklıdır; amacı düşünmek değil, cezalandırmaktır. Mesaj açıktır ama söze dökülmez: "Beni üzdün, şimdi yokluğumu hissedeceksin."

Neden bu kadar can yakıyor

İnsan sosyal bir varlık ve bağın kopması onun için temel bir tehdit sinyali. Dışlanmanın, yok sayılmanın verdiği rahatsızlık fiziksel acıyla benzer mekanizmaları harekete geçiriyor. Bu yüzden sessiz muameleye maruz kalan kişi, "sadece konuşmuyor" diye küçümsenebilecek bir durum karşısında gerçek bir sıkıntı yaşar.

Bir de belirsizlik boyutu var. Karşı taraf ne kadar süreceğini, neyin yeterli olacağını, hatta tam olarak neye kızıldığını bilmez. Zihni boşluğu doldurmaya çalışır ve genellikle en kötü senaryoyu üretir. Açık bir tartışma en azından sınırları bellidir; sessizlik ise sınırsızdır.

Bu tutumun bir diğer zorlayıcı yanı, dışarıdan görünmez olmasıdır. Bağırma yoktur, kırılan bir şey yoktur, anlatılacak somut bir olay yoktur. Sıkıntısını başkasına aktarmak isteyen kişi genellikle "konuşmuyor işte" demekle yetinir ve karşısındakinden "o kadar da büyütme" cevabını alır. Yaşadığı şeyin adını koyamamak, sıkıntıyı daha da ağırlaştırır.

Susan taraf ne yaşıyor

Sessiz muamele uygulayan kişi çoğu zaman kendini zalim olarak görmez. Kendi tarafından bakıldığında yaşadığı şey genellikle şudur: çok kırılmıştır, kelimeleri bulamamaktadır, konuşursa daha kötü şeyler söyleyeceğinden korkar. Bazıları için bu, çocuklukta öğrenilmiş tek çatışma yöntemidir. Bağırmanın olmadığı ama konuşmanın da olmadığı evlerde büyüyen insanlar, gerginliği yönetmenin başka bir yolunu görmemiştir.

Ancak niyetin masum olması sonucu değiştirmiyor. Kırgınlık sessizlikle ifade edildiğinde karşı taraf onu ceza olarak yaşar. Üstelik bu yöntem kısa vadede işe yarar gibi görünür; karşı taraf telaşlanır, özür diler, barışmaya çalışır. İşe yaradığı için de tekrarlanır ve zamanla ilişkinin standart çatışma biçimine dönüşür.

Uzun vadede ne oluyor

Tekrarlayan sessizlik, ilişkide güvenli konuşma alanını daraltır. Karşı taraf bir süre sonra riskli görünen konuları hiç açmaz, çünkü açtığında günlerce sürecek bir soğukluğun geleceğini bilir. Böylece ilişkide konuşulmayan konular listesi büyür. Dışarıdan bakınca kavgasız, sakin bir ilişki görünür; içeride ise iki insan giderek daha az şey paylaşır.

Bir başka etki de rollerin sertleşmesi. Bir taraf sürekli susan, diğeri sürekli barışmaya çalışan hâline gelir. Barışmaya çalışan kişi zamanla yorulur ve bir noktada çabalamayı bırakır. O an genellikle ilişkinin en kritik anıdır.

Bu döngüden çıkmak

Çıkış, sessizliği bir anda tamamen bırakmakla değil, ona bir çerçeve vermekle başlar. Konuşamayacak kadar öfkeliysek bunu söylemek yeterli: "Şu anda konuşursam pişman olacağım şeyler söyleyeceğim, bir saat sonra oturabilir miyiz?" Bu cümle sessizliği cezadan çıkarıp bir molaya dönüştürür. Kritik olan, verilen sözü tutmak ve gerçekten geri dönmek.

Karşı taraftaysak, sessizliğin peşinden koşmamak genellikle daha iyi sonuç verir. Sürekli açıklama isteyen, arkasından giden bir tutum döngüyü besler. Bir kez net biçimde "hazır olduğunda konuşmak istiyorum, bu şekilde beklemek beni yıpratıyor" demek ve sonra kendi hayatına devam etmek daha sağlıklıdır.

Barışma anını da netleştirmek gerekir. Sessizlik döneminden çıkış çoğu zaman hiçbir şey olmamış gibi davranmakla olur; bu da meseleyi çözmez, sadece erteler. Kısa bir "geçen gün konuşmadığım için özür dilerim, o an yapamadım" cümlesi bile döngüyü zayıflatır, çünkü sessizliği bir yöntem olmaktan çıkarıp bir zaaf olarak kabul eder.

Uzun vadede asıl mesele, kırgınlığı sözle ifade etme becerisini geliştirmek. Bu beceri kimsede doğuştan yok; deneyerek ediniliyor. İlk denemeler beceriksiz olacak, cümleler yerine oturmayacak. Yine de en dağınık konuşma bile, en düzgün sessizlikten daha az zarar verir.